Hiçbir Yerde

Ey yurdunda rahat Türk, ey burada rahat Anadolulu, size bir soru sormak istiyorum. Acaba gerçek gurbeti hissettiniz mi? Evet diyorsanız ama hiç Türkiye’nin dışında yaşamadıysanız gerçek gurbeti hiç bilemezsiniz. İster Türk ol, ister Kürt ol, ister Laz ol, ister Süriyani ol, ister Atatürkçü ol, ister Ümmetçi ol, ister Sosyalist ol, ister hemşeri ol. Ama bunu unutma… Türkiye’de iken her zaman buranın oluşturduğu kültüre sahip olabilirsin.

Ve bazen yabancı olduğumdan size çok kızdım. Neden? Çünkü hiç bir zaman buranın kültürüne sahip olma imkanı vermiyorsunuz.

Ve bazen gurbette olduğumdan, çok boşluk hissediyorum. İçimde kocaman bir isteğim var. Yurtdışında da bir yere ait olmak istiyorum. Türkiye’de benim gibi (Türkiye’yi anlamak ve Türkiye’ye ait olmak isteyen) yabancılar büyük hüsrana uğramaya hazır olmalıyız.

Ama, ama, ama (hemen tepki göstererek) neden böyle yazdığımı soracaksınız? Biz Türk’üz diyorsunuz! (Çok gurur duyarak) Atalarımız misafirperverdi ve biz de öyleyiz ve hiç bir zaman bir yabancı bizim gibi misafirperverlik yapamaz diyorsunuz!

Of sıkıldım böyle muhabbetlerden… Asıl konumuz Türkiye’de yapılan misafirperverlik değil fakat sanırım bu mevzudan başlamam gerekiyor.

Türkiye’ye ilk geldiğimde kendime dedim ki; “Wow bu insanlar çok samimi ve dürüst. Yeni gerçek dostlarım var! Ne kadar güzel misafirperverlik var burada!”

İlk geldiğim zaman genç ve orta yaşlı, şehirli ve kırsallı, modern ve geleneksel, dindar ve dinsiz, Galatasaraylı ve Fenerbahçeli ile tanıştım. Türkiye sakinlerinin çoğu bana çok misafirperverlik yaptılar ve aniden bir çok dostum olduğunu sandım. Fakat gerçekten sorunlu ve zor zamanlar başıma geldiği zaman “yeni dostlarım” yanımdan kaçtılar ve ardıma baktığımda çok az insan vardı. Baştan neredeyse herkes “Dostum misafirim!” dedi, sonra “Yokum birader!” dedi.

İlginç, Türkler çok ilginç. Demek ki Türkiye’de çok yaygın ve güçlü bir “Allah’ın misafiri” kavramı ve geleneği var. Misafirperverlik içinden gelirse, misafirperverlik sevgi dolu ve dürüst bir kültürel yapıdır. Ama bazen Türkiye’de misafirperverlik sadece bir gereksinim olarak algılanıp uygulanıyor. O zamanlarda misafirperverlik keşke yapılmasaydı ve misafirperverlik yerinde dürüst olunsaydı…

Her neyse Türkiye’deki yabancılar böyle bir kültürel pozisyona sokuluyorsa, biz yabancılar bu durumla nasıl başediyoruz?

Genellikle Türkiye’de yaşayan iki tane yabancı profili var:

1.      Alex De Souza, Ticari Yabancılar
Türkiye’de yaşayan çoğu yabancı Alex De Souza-lık yapıyorlar. Uzun zaman Türkiye’de yaşasalar bile Türkçeyi öğrenmiyorlar. Türkiye’de mevcut olan kültürleri anlamak pek umurlarında değil. Para için Türkiye’ye geldiler. Para için kalıyorlar. Para olmasaydı giderlerdi. Kısacası onlar ticari yabancılardır. Belki çok sığ bir hayat yaşıyorlar burada ama memnunlar. Para insanlara memnuniyet veriyor.

Türkler bu bahsettiğim ilk yabancı profilini çizmeye katkıda bulunuyorlar. Sizin de payınız var bu cahil ve açıkgöz ticari yabancı profilinde çünkü tatlı ve haddini bilen yabancı istiyorsunuz. Niçin Türkçeyi öğrensin? Niye bizim kültürümüzü anlasın? Sığ olsun diyorsunuz. Ne istiyorsunuz bizden.. İyi işçi olsun. İyi hizmet etsin. Bizden uzak bir mahallede yaşasın. Sizin mahallenizde olmamızı istemezsiniz. Ticari yabancı buradayken huzurlu olsun. Ve para kazandıktan sonra salla gitsin…

2.      T.A.G.Ç.S.E Yabancılar (Türkiye’yi Anlamak için Gerçek Çaba Sarf Eden Yabancılar.. not: Benim gibiler)
Türkiye’ye gelme sebeplerimiz çok farklı. Kimi evlendi ve çocuk sahibi oldu. Kimi gazetecilik yapmak amacıyla buraya geldi. Kimi akademisyen olarak geldi. Kimi sanatçı, müzisyen, dansçı vs olarak geldi. Ama aslında birleştiğimiz nokta şudur: Türkiye’yi idrak etmek istiyoruz.

Gerçi burada yaşayan hiç bir yabancı salt ‘Ticari Yabancı’ veya ‘T.A.G.Ç.S.E. Yabancı’ olarak yaşamıyor. Herkes (bir yere kadar) hem ticaret yapıyor hem de Türkiye’nin kültürünü anlamaya çalışıyor. Gazeteci, romancı ve yazar olduğumdan Türkiye’deyim ve buranın kültürünü anlamak istiyorum. Fakat parttime verdiğim İngilizce dersi hayatımda ticaret yaptığımın bir göstergesidir. Evli ve çocuk sahibi olan Rus bayanın, ithalat ve ihracat acentasında yaptığı mesai ticarettir. Avrupa’dan gelen arkeolog bir gün BDP, öbür gün MHP protestolarına katılarak bir yandan buranın kültürünü anlamaya çalışıyor ama bir yandan da tezi için bilgi derliyor. Demek ki aynı anda Avrupalı arkeolog da (akademik) ticaret yapıyor.

Bir yabancının ne kadar ticaret yapıp ne kadar buranın kültürünü anlamak istediğini bir kenarı bırakalım. Anlamak isteyen yabancı Türkiye’yi araştırıp ilgilenmeye başladığı an nasıl karşılanır?

Gördüğüm kadarıyla baştan kibar ve misafirperver olan Türklerle arkadaşlığımız ilerledikçe %90 bana set çektiler. Neden? Tamam tamam fazla kibirli ve narsist bir adam olduğumu belki! kabul ediyorum. Ama hiç değilse %90 yine de büyük bir rakam ve bu rakamın büyüklüğü, sadece kişiliğimin zayıf noktaları ile açıklanamaz. Bana göre farklı bir sebep de var. Dürüst olmak gerekirse, Türkiye’de çok yaygın şekilde içe kapalı ve geleneksel bir kültür var. Fakat bu içe kapalı ve geleneksel kültürde, ben ve benim gibi yabancılara yer yok…

Bir örnek vereyim. Bu mecaz hem kişisel açıdan hem de toplumsal açıdan geçerlidir. Seneler önce İstanbul’a ilk geldiğimde “Uğur”un evinde kaldım. O zaman Uğur ve ben birbirimizi tanımıyorduk ama Uğur’un kuzeni, benim yakın arkadaşımın tanıdığıydı. Uğur ile takıldım ve arkadaş olduk. Çok güzel misafirperverlik yaptı bana. Sonra Uğur İstanbul’da ev bulmama çok katkıda bulundu. Sevdim onu.

Bir sene sonra bir sorun çıktı hayatımda. Bana göre Uğur’un yanımda olması lazımdı. Bir gün, hayatımdaki sorunu paylaşmak amacıyla Uğur’un evine gitmiştim. Ama Uğur uzak kalmak istedi. Karışmak istemedi. Belki yoğundu. Belki benden bıktı. Ama aniden ilk kez Uğur’u koruyan duvarı görmüştüm.

Aniden bu kadar sert mahrem duvar hiç görmedim batı dünyasında. Uğur’dan sonra başka yaklaştığım arkadaşlarımda da arada sırada aynı koruyucu duvarı gördüm. Sonra farkettim ki Türklerin duvarı sadece benim için değil. Kişisel özgürlüğünüzü koruyabilmek için kuruyorsunuz. Burada önemli mesele “özgürlük”ü kaybetmemektir.

Türkler sanki küçük bir kutuda yaşıyor. Kutunun içinde tamamen özgür olabilirsiniz. Kutunun içinde istediğiniz düşünceyi düşünebilirsiniz, istediğiniz cinselliği yaşayabilirsiniz, istediğiniz yemeği yiyebilirsiniz, alkolü içebilirsiniz…

Büyük bir ihtimalle Uğur’un evine geldiğimde sıkıntılı zamanlar altında o uzak durmak istedi çünkü bana yaklaşsaydı ve bana yardım etseydi onun özgürlüğü azalırdı. Ona göre özgürlük. Bana göre gurbet.

İkimiz de haklıydık.

Türklere hak veriyorum aslında. Bu kadar aile, devlet ve toplum baskısı varken ve bu baskı kalın bir duvar oluştururken niye bir yabancının dostluğu ile uğraşasınız? Misafirperver olmak güzel bir şey ama dost olmak tamamen farklı, daha derin ve çok daha zor.

Asıl meselemiz özgür olmak. Fakat gerçek özgürlük ile kavuşmak istenen bireysel hayatı tamamen algılayıp uygulaması lazım. O yüzden bana göre sizi artık suçlamamam gerekiyor.

Bir yere kadar buradayken siz hep baskı altında yaşayacaksınız. Ve ben bir yere kadar buradayken kendime ait hiç bir yer bulamam.

Bu makale http://dipnot.tv’de yayımladı.

Yazar hakkında

Sean David Hobbs 1997'den biri çeşitli zamanlarda Türkiye'de bulunuyor. Şu anda İstanbul'da yazarlık ve gazetecilik yapıyor.

Yorum yazınız

Powered by WordPress | Deadline Theme : An AWESEM design