Kim Ola Bu Noel Baba?

Bir kaç hafta önce, Noel Bayramında, Müftülük de yapan Süleyman Yeniçeri,  Noel Baba hakkında bir video ropörtajı verdi. Yeniçeri harikulade bir cahillik içinde “Bu Noel baba denilen adam da kim? Adam eve ya bacadan ya da pencereden giriyor…Dinimize göre, iyi ve saygıdeğer insanlar ev sahibinin davetiyle, ön kapıdan girerler.” gibi bir açıklama yaptı.

Bir taraftan, önemli  Müslüman liderlerlerden biri olan Müftü beyin Noel Babayı eleştirisini izlerken gülmekten altıma kacırdım adeta. Bu konu ile ilgili konuştuğum çoğu Türk Müftü Süleyman Yeniçeri’nin yaptıklarına güldü. Fakat bu ‘Noel Bayramı’ meselesi daha büyük kültür çatışmasının yansıması gibi görünmektedir. Tabii incelemek istedim.

Türkiye’de bugünlerde yapılan Yılbaşı kutlamaları Batıdan ithal bir kültür ürünüdür. Tüketim kültürü Türkiye’de büyük bir pazar oluşturuyor ve bu Yılbaşı zamanında da göze çarpıyor.  Kısacası Türk reklamcıları Batılıların ‘Noel Bayramı’ (Hazreti İsa’nın doğum günü 25 Aralıkta) ve Amerikalıların Şükran Günü (Kasım ayının son Perşembe günü) birleştirip Yılbaşında tüketiciler için sunuyorlar.

O yüzden İstanbul’da Yılbaşında Noel ağaçları Batı özentisinin bariz olduğu semtlerde sokakları da süsler. O yüzden tonlarca hindi eti yenir. O yüzden gençler Taksim’de buluşup ayı gibi alkol içip sarhoş oluyor. Kavga ediyor. Seks yapıyorlar. Tam da benim canım memleketim (Amerika) gibi!

Sanki bu Türkler bizim Hollywood filmlerini izlerken Şükran Günü (Kasım Ayının son Perşembe günü Hindi etinin yenildiği ve Noel Ağaçlarının aldığı zaman), Hazreti İsa’nın doğum günü (25. Aralıkta bizim ‘Noel Bayramı’ dediğimiz gün ve aynı zaman hediyelerle Noel Baba’nın evimize bacadan girip bizi ziyaret ettiği gün) ve yılbaşı  (Noel ağaçlarımızı çöpe attığımız veya yaktığımız zaman ve çok şarhoş olup eğlendiğimiz gün) arasında net bir ayrım yapamıyorlar. Gel gör ki, sizi (Türkler) suçlamıyorum. En azından çaba sarf ediyorsunuz!

Düşünsenize Amerika’da Amerikan halkı Ramazan veya Kurban Bayramını sizden kopyalamaya çalışsaydı… ya tam bir zombi film olurdu! “Bu Kurban Bayramında her yerden kan damlayacak ama bu sefer hayvanların değil…

Ölmeyen hayvanlar  insanlara saldıracak! Koşun insanlar! Koşun!”

Ne var ki, laik Türkler o kadar tüketim ve müsriflik içinde oldukları için ve o kadar özenti bir hayat yaşadıkları için tabiiki  Ümmetçi Türkler tarafından (Ümmetçiler de tamamen tüketim için olsa da) büyük bir kızgınlıkla tepki çekiyorlar.

Örneğin: Yılbaşının öğleden sonrasında İstiklal Caddesinde dolaşırken kapalı bir kız bana bir bildiri verdi. Bildiride şöyle  soruyordu: “Müslümanlar hindi etini Yılbaşı’nda yerken Hristiyan kültürü benimsemiş oluyorlar mı?

Bu bildiri kafamı çok fazla karıştırdı.

“Hindi eti Yılbaşında mı!?”

Ahbabım, ben sadece viski istiyorum, yılbaşında.  Noel ağacı ve ‘Noel Baba’ ise Yılbaşında mı?

Ahbabım, yılbaşında sadece Amerikan futbol maçları ve güzel viski içtikten sonra ismini bile hatırlayamayacağım bir kızın yanımda olmasını istiyorum.

Sanki bu Türkler çok fazla Şükran Günü ve Noel Günü ve Yılbaşı üzerine yapılmış Hollywood filmi izlemişler!

Bu üç bayramın da farklı bayramlar olduklarınının farkında değiller. Amerikan kültüründe bu üç bayramın farklı farklı anlamları vardır. Biri dinî ve tüketici olan bir bayramdır (Noel Bayramı 25 Aralıkta Hazreti İsa’nın doğum günü ve Noel Baba’nın bizi ziyaret ettiği gün) biri kültürel bir gelenektir ve aslında dinde hiç yeri yoktur (Şükran Günü… not Türk tercümanlar bu bayramı yanlış çevirdiler.. Minnettar Günü sanki daha doğru olurdu) ve en sonuncusu da tamamen eğlenmek ve sarhoş olmak için düzenlenir (Yılbaşı gecesi). Ve böyle yaparken Türkiye toplumu kendi içinde bir biriyle çatışır duruma geldi!

Ben bu kafa karışıklığından Türkleri  kurtarmaya karar vermiştim. Bu durumu Türklere elimden geldiğince anlatmaya çalışacaktım. Fakat sonra arkadaşımın ofisinin Yılbaşı partisine gittim ve aslan sütünü içmeye başladım. Ve sustum. Ofisteki sakinlerin bu konu ile ilgili düşüncelerini dinlemeye başladım.

Ermeni arkadaşımla konuşmaya başladım. Beraber Rakıyı içtik. Bildiriyi Ermeni arkadaşıma gösterdim. Kahkaha attı.

-“Ne alakası var ki!… Türkiye’deki hristiyanların hindi etini yediklerini düşünüyorlar. Ne cahiliyet! Geleneksel olarak hiç hindi etini yemeyiz. Ki, Noel Bayram (İsa’nın doğum günü) 6 Ocakta kutluyoruz!”

Hollywood ve tüketim kültürü Hristiyanlara  hindi etini yemeyi empoze edip Türklerinde buna inanmalarını sağladı.

Sonra Müslüman muhafazakarlar bu saçma tartışmanın içinde taraf oldular.

Bir ‘solcu-Müslüman’ (Has Partililerden) Noel Babanın zaten Türkiyeli olduğunu açıkladı. 4. M.S. Yüzyılında Akdeniz sahilinde Aziz Nikolas (Noel Baba) özellikle zavallı çocuklara bakıp para ve yemek dağıtmış. Sonra hristiyan  kültürü Aziz Nikolas’ı örnek alarak bunu almış ve ‘Noel Baba’ fikrini çıkartmışlar (geyikler, hediye, Çam ağacı v.s )

Solcu-Müslüman arkadaşım Avrupa’nın Orta Doğu’ya çok büyük bir borcu olduğunu belirtikten sonra  Batının tüm dinleri, gelenekleri, alfebesi, ilk bilim ve matematik alanındaki gelişmelerin hep Orta Doğu’dan Avrupa’ya yönlendirilmiş olduğunu söyledi. Karanlık çağ bittikten sonra Batılılar bu bilgi köprüsünü unutup köprüleri yaktılar.

Solcu-Müslüman arkadaşım Orta Doğu’da yaşayanların en son 200 senedir geride kaldıklarını anlattı.  Batılılar Orta Doğuluları aşağılarken Orta Doğuluların Batı’ya ve Batı’ya özenti yapan Orta Doğululara karşı öfkeli kültürü geliştirdiklerini anlattı.

Aniden Türkiye’de muhafazakarların Batı yaşam tarzına veya Batı’ya ait olduğunu sandıkları her şeye tepkili oluşlarının (örneğin yılbaşında hindi tüketimine duyulan öfke) çok normal olduğunu fark ettim. Bir dini liderin kalkıp Noel Babayı böylesine eleştirmeye çalışması artık bana hiç şaşırtıcı gelmiyordu.

Müftü Süyleman Yeniçeri’nin konuşması muhafazakarların öfkesinin bir parçası olduğunu idrak ettim.

Türkiyedeki “yılbaşı-Noel Baba” unsurunun arkasında yatan gerceklik Türklere Batı’nın tüketim kültürünü alıştırmaktır. Bunun içinse tarihi değerleri ve kültürel değerlerı kapitalizme uygun hale getirmektir. Asıl mesele de budur.

Neyse, tüm Yılbaşı gecesi çok mutluydum. Uzun bir masamız vardı. Masanın yarısı Rakı içti. Öbür taraf sadece şalgam ve su içti. Hepmiz hamsi, peynir ve salatayı yedik. Sanırım hayatta hepimiz özel bir yer tutuyoruz.  Bizimki Noel Baba ile başlamadı. Parlak ışıklarımız yoktu. Bizde sadece geleneksel Türk yemeği ve içeceği vardı. İnsanin kendisini böylesine  ait ve mutlu hissettiği bir yer bulduktan sonra başka bir yeri arzulaması sizce mümkün mü?

Yazar hakkında

Sean David Hobbs 1997'den biri çeşitli zamanlarda Türkiye'de bulunuyor. Şu anda İstanbul'da yazarlık ve gazetecilik yapıyor.

Yorum yazınız

Powered by WordPress | Deadline Theme : An AWESEM design