Ey İnsanlar!

Köprü altlarından ve kuytulardan çıktık ve buraya bir soruna dur demek için geldik. Bizler bazı polislerden çok ağır şiddet görürken ; toplumun geniş kesimlerinden ise bir dışlanma yaşıyoruz.

Oysa biz hayata “bizler ve sizler” olarak bakmıyoruz.

Siz bizim evlerde yaşayan halimizsiniz. Biz ise sizin sokaklarda unuttuğunuz haliniziz. O yüzden gelin Halleşelim. Helalleşelim.

Sizler bizleri unuttuğunuz ve ötekileştirdiğiniz için özür dileyin ve hatalarınızı telafi edin; bizler de sizlerin dikkatini çekmek için yaptığımız yaramazlıklardan ve çevreye verdiğimiz gürültüden dolayı özür dileyelim ve uslu çocuklar olalım.

Sizin çocuklarınız ne kadar çocuksa o kadar çocuğuz biz de. Ama biz erken büyüdük.Çok erken…
Sizin yüzünüzü sevdikleriniz okşarken bizim yüzümüzü soğuklar ve kötü niyetli kişiler okşuyor sadece.

Bizler ne sağız ne de soluz… Bizler diptekileriz, diptekiler!

Sizleri sevdiklerinize götüren köprülerin altında bizler sizlerin sevgilerinizi bekledik.
Ama sevgi yerine Polisler geldi ve bizler GBT’lerin ve Mobese Kameraların velayetinde, Şüpheli Şahıslar olarak kentin tüm suçlarının hedef noktası haline geldik. Suçtan kaçtık. Olmadı! Suç işledik! Olmadı.

Biz sizin sevginizi beklerken sevginiz yerine Medyanız geldi ve biz:
Şehirlerin korkutucu yaratıkları haline geldik.
Tinerli halimize bakarak tüm korkularınızı ve kaçtıklarınızı bize yüklediniz.
Omuzlarımız ezildi.

[imagebrowser id=2]

Sizler bizleri devlete bıraktınız.
Doğru ya!
biz sizin çocuğunuz değildik. Bize baksa baksa devlet bakmalıydı!…

Bu sefer de devletin baba yüzü geldi. Ana yüzü gelmedi.
Aşk gelmedi. Şefkat gelmedi.
Kurallar, ranzalar ve bize biçilen paket program ıslah çözümleri arasında bizim bedenimizi maddeden arındırdınız ama ruhumuzu inşa edemediniz.
Sonra da dönüp “Bu çocuklar adam olmaz” dediniz!

Ey İnsanlar.
Bizler için evler, barınaklar açıyorsunuz. Ama biz oralarda nefes alamıyoruz.
Bizler ısrarla niçin kapalı mekanları, köprü altlarını tercih ediyoruz biliyor musunuz?
Biz dışımızdan değil, içimizden yıkıldık!
Bizim dışımızla uğraşmayı bırakın. İçimize kalbimize dönün bakın!
Ey kalbini kaybetmiş ve ruhu kırk yerden bıçaklanmış İnsanlık!
Bizler köprü altlarından, kapalı mekanlardan çıkıp Taksim’e şunun için geldik:

Bizler bu şehirde yıllarca sokaklarda yaşayan evsiz, madde bağımlısı ve dışlanmışlar olarak:
Polisten dayak ve hakaret yemek istemiyoruz. Bizi karakollara götürürken; Polislerin vicdanlı büyüklerimiz olarak, her bir çocuğa bir suç nesnesi olarak değil bir umut öznesi olarak işlem yapmalarını talep ediyoruz.

Bizleri bu şehrin karanlıklarına bırakmayın
Karanlıktan çok korkuyoruz!
Sonra korkumuzu yenmek için tiner çekiyoruz. Sonra siz bize “tinerci” diyorsunuz. Sonra biz o karanlıklara dönüyoruz. Sonra sizler bizi haberlerden izliyor ve gazetelerden okuyorsunuz.

Lütfen gözlerimizdeki ışığı Şiddet ve Duyarsızlıkla karartmayın.

Bu yazı www.adilmedya.com’dan alınmıştır

Yazar hakkında

Kadir Bal ne sağdakilerin ne soldakilerin değil, DEPTEKİLERİN ve örgütsüz mağduriyetlerin haberini yapan bağımsız bir muhabir.

Yorum yazınız

Powered by WordPress | Deadline Theme : An AWESEM design