Memleket Ve Seks (2)

Bakkalın yanında durduk. Ahmet bir bira almak için dışarı çıktı.

Aksaray’ın sokakları tüm İstanbul sokakları gibi karışık lakin herşey neon ışıklı tabelalarla aydınlatılır. Oteller yeni ve çağdaş gibi duruyordu. Yanımızda bir kamyon arkaya girmeye çalışıyordu. Kamyon çıkamadı. Sanki üç tane dar ve çapraz yol tarafından tuzağa düşürülmüş gibiydi. Bataklığa düşmüş bir gergedan gibiydi. Bu gergedanı düştüğü bataklıktan çıkarabilmek için bir çok insan seferber olmuştu. Gergedanın tekerleri patinaj çekerken çıkan ses ürkütücüydü.

Ben Ahmet’in takım arabasında Gergedan’ı izlerken, gergedanın tuzaktan kurtulup bize çarpıp çarpmayacağını merak etmeye başlamıştım. Ahmet elinde birayla döndü. Yerdeki çöp yığınının üzerinden bir çırpıda atlayarak gergedanın kasasından kıvrak bir hareketle sıyrılarak arabasına girdi.
Tekrar yolumuza döndük. Kadınlar ve erkekler beraber sokaklardaydı. Kadınlar genelde erkeklerin kollarına girmiş bir şekilde yürüyorlardı. Aksaray’ın bu saatlerinde sokaklarda sıklıkla fahişeler bulunmakta.

Yüzlerce yıl önce yapılmış kubbeli bir cami önünden geçtik. Cami beyaz ışıklandırmalar arasında göz kamaştırıyordu. Mimarisi ince ve hoştu. Caminin duvarlarındaki şekiller donmuş bir dalganın haliydi. Caminin arka sokağında bir grup kadın satıcısı karşılaştık. Yanlarından yavaşça geçtik.

Ahmet’e niçin rus kadın satıcılarıyla kontak kurmadığımızı sordum. Ahmet de önce Rus kadın satcılarıyla irtibat kurmaya çalıştığını söyledi.Ve hiç kimse telefonlarını açmıyordu.

Sonra Ahmet “endişelenme ben herşeyi halledeceğim. Amerikalı olduğunu çaktırma. Amerikalı olduğunu bilirlerse seni zengin zannederler ve fiyatı yüksek çekerler. Eğer onlardan biri sana direk soru sorarsa sen o zaman Türkçe konuşabilirsin ama şu andan itibaren benimle türkçe konuşacaksın” dedi. Ve bizim beraber ithalat-ihracat acentesinde çalıştığımızı uydurdu. Onlara benim için İstanbul’un gece yaşamının tadını çıkarmak istediğimi söyledi.

Kadın satıcıları bize Türkçe seslenerek yanlarına çağırdılar. Çok argo kullanıyorlardı. Hepsini anlamasam da ne dediklerini az çok kestirebiliyordum. Hey kardeş biraz ortam ister misiniz? Yardım edebilir miyiz size? Dediler.

Ahmet onlardan bir kaçıyla iletişim kurdu. Onların uslubuyla konuştu. Elini kadın satıcısının omzuna vurarak, kolunu sıktı. Göz göze bakarak bir birlerine onay verdiler. Bir türk erkek bir elini göğsüne vurarak “eyvallah” diye başını hafifçe sallıyor. Bu karşıdaki kişiye saygı gösterdiği anlamına geldiğini anlıyorum.

Bir türk erkek olarak kendini kabul ettirmenin ve saygı görmenin de yolu buradan geçiyor. Türk erkeklerinin dünyasındaki kendine has hareketler ve uslup ve racona uymak zorundasın. Eğer bir erkek bunu yaparsa o zaman erkek milletinden sayılıyor. Kendini kabul ettirmiş bir erkek bu durumda istediği gibi güvenle hareket edebilir.

Rastaladığımız bir pezevenk diğerlerinden daha gençti. Kısa boylu ve kaslı idi. “Merhaba abi” dedi bize.

Bu genç pezevengin gözlerini hiç sevmedim fakat Ahmet onunla konuşmaya devam etti. Kötü Gözlü Genç Pezevengin şivesi Türkiye’nin güneyine aitti. Onun aksanı Ahmet’in ailesi gibiydi.

Adamım nerelisin diye sordu Ahmet.

Mersin’liyim diye cevap verdi.

Ahmet’in memleketi Mersin’di. Memleket senin vatanın. Türk kültürü içerisinde çok özel bir şey. Memleket senin tarihinden, soyundan, kanından geldiğin yerdir. Anadolu dünyanın en eski tarihlerinden beri var olan bir toprak olduğu için memleket bir türk için saygı duyulan ve mit’ik bir yer. Bir hemşehri ile tanışmak o da çok kutsal bir şey. Hemşehrinin sana kötü bir şey yapmayacağına dair bir inanç var. Hemşehrinden başın sıkıştığında yardım isteyebilirsin. İstanbul çok hızlı büyüyen bir şehir. İstanbul’daki kentsel büyüme, yozlaşma ve dejenerasyon çok hızlı kendini gösterdiği için insanlar kendi memleketlerinden getirdikleri geleneklerine karşı romantik bir bağ geliştiriyorlar

Kötü Gözlü Genç Pezevenk Mersin’li olduğunu söylediğinde bizden bir iş geleceğini biliyordu. Kötü Gözlü Genç Pezevenk bana bakmaya başladı ve kim olduğumu nereli olduğumu anlayamayınca bu sefer de daha dikkatle bakmaya başladı.

Nerelisin kardeşim diye bana sordu.

Polonyalıyım dedim

Benim büyük annem polonya da doğdu ve 10 yaşına kadar Polonyada büyüdü. Sonra büyük annemin ailesi Amerikaya göç etmiş. Daha sonra Ohio nehri vadisi içinde kömür madenlerinde çalışmışlar. Polonyalı olduğumu belirtmek benim için çok daha kolay ve Türklerin verdiği tepkilerin de benim için çok daha az can sıkıcı olması demek.

Ahmet benim için o pezevenge benim kendisinin dostu olduğumu söyledi.

Kötü Gözlü Genç Pezevenk
Senin dostun bizim de dostumuzdur diyerek elini tokalaşmak için bana da uzattı.

Tokalaştım gülümseyerek ve sağol kardeşim dedim.

Türkçe biliyor musun diyerek elimi uzun uzun sıktı ve bıraktı.

Evet. Tabiki biliyorum dedim. Ve gene ona güvenmedim.

Kötü Gözlü Genç Pezevenk kibar bir şekilde gülümsedi ve sana nasıl yardımcı olabilirim diye Ahmet’e sordu.
Biz hatunlar arıyoruz. Eğlenmek için bu gecelik ortam istiyoruz. Belki sen bize yardım edebilirsin kardeşim dedi. Ahmet’in türkçesi git gide değişmeye başladı ve Mersin şivesi ile daha rahat konuşmaya başladı.

Tabiki size yardım edebilirim dedi ve arabanın arka kapısını açarak arka koltuğa zıpladı.

Kötü Gözlü Genç Pezevengin arkamıza böyle geçip oturmasından rahatsız oldum. Fakat Ahmet’in aldırmadığını görünce ben de Ahmet gibi davranmaya çalıştım.

Kötü Gözlü Genç Pezevenk verdiğim yol tarifini takip et ve bizim bar’ımıza nasıl geçeceğimizi size göstereceğim.

Tamam dedi Ahmet

Tedirgin bir şekilde onların konuşmalarını dinledim. Ahmet sakince İstanbul hakkında şikayet etmeye başladı. Her şey para olmuş kardeşim ya! Başka bir şey yok burada.”

Evet çok haklısın. Çok haklısın dedi başka bir gerçek yok dedi kötü gözlü genç pezevenk. Bir an yüzündeki o maske hafifçe düştü. Ve o maske aynı hızla yüzüne tekrar oturdu.

Bar’a geldik. Sakin bir sokaktı. Önünde çiçeklerle süslenmiş olan bara girdik. Hiç kimse dışarıda yoktu.

İçeride ön kapının yanında bir masada 3 tane iri yarı adam vardı. Aralarında ise hiç kadın yoktu. Biz içeri girerken onlar bizi konuşmadan izlediler.

Barın arkasında ışıklandırılmış siyah bir sahnede Romanyalı ve Moldovyalı kadınlar dans ediyorlardı. Kızlar bikini giymişlerdi. İsteksiz ve soğuk bir şekilde dans ediyorlardı. Onların gözlerinde uyuşturucu kullanmış gibi bir görüntü vardı. Kadınların kimisi çok kilolu kimisi ise vücutları çok dinç ve güzeldi.

Sahnede bir daire olarak sürekli dönerek dans ediyorlardı.

Sahnenin yakınında bir masa vardı. Masada ise 7 tane iri yarı adam oturmuş ve hepsi soda içiyorlardı.

Bu insanlar dışında barda hiç müşteri yoktu. Ortam bana çok sağlıklı gelmedi. Kötü Gözlü Genç Pezevenk bizi sahneye yakın bir masaya oturttu. O yedi kişi ise uzaktan ters ters bizi kesiyordu.

Sahne müstehcen ve muhteşem bir şekilde aydınlatıldı. Bu fahişeler kendilerini dönüştürdü. Daha tahrik edici bir hale büründüler. Onlar bacaklarını göğüslerini, burunları havaya kalkmış bir şekilde pazarlıyorlardı. Bu özel bir pazarlama şekliydi. Çirkin olsa da gene özeldi. Daha cazip ve daha tahrik ediciydi.

Oysa ben de normal olarak bana katkıda bulunacak, sevebileceğim, seks yaptıktan sonra kendimi ona karşı sevgisiz hissetmeyeceğim bir kadın istiyordum.

Fakat sahnedeki seksi davet ve bu kadınlarla seks yaparken ve sonra arkamızı dönüp gitmek hem yasak hem de muhteşem geldi bana. Bunu yaparken ruhunu tatmin etti ve kafasını dondurdu. Bunu yaparken hem berbat hem de halikularede hissedilirdi.

Sahnedeki kadınların dans etmeyi bitirdiklerinde o gruptan bir kaç kız çıktı ve bizim masamıza geldiler. Bozuk türkçeleri ile konuşurlarken aslında üzgün duruyorlardı. Her şey bir oyundu ve her şey iş içindi. Onun cildi yumuşaktı. Ağır bir parfüm kokusu vardı. Elleri, kolları ve bacakları yumuşak ve gençti. Ben tam bir tatlıcı dükkanındaki çocuk gibiydim.

Birazcık onlarla konuştuk. Masaya kadınlar üşüştü. Masa artık kaldırmamaya başladı. Bütün kadınlar içki istedi. Ahmet ve ben hayır dedik. Kötü Gözlü Genç Pezevenk bizimle oturuyordu. O da içki istedi.

Bize bira uzattılar. Ahemt ve ben biralara dokunmadık.

Aniden bir patlama sesi duyduk ve arka arkaya patlama sesleri devam etti. Pop. Pop. Pop… Maden suyu açıyorlardı. Fakat o maden suları şampanya şişeleri içine koyuldu. Bardaki insanlar kızlara maden suyu veriyorlardı. Biz istemesek de onlar içkileri dağıtmaya devam ediyorlardı.

Artık Ahmet ve benim için çok geç olmaya başladı.

Ahmet ingilizce konuşmaya başladı benimle. Hadi bir bira iç ve bir kız seç buradan çıkıp gitmeye bakalım.dedi.

İkimiz de bir dikişte biralarımızı içtik. Ben biramı bitirmemle başımın dönmesi ve oturduğum koltuğa sırtımı koyup yığılmam bir oldu.

Ahmet Kötü Bakışlı Genç Pezevenge ve diğer adamlardan birine yanımızdaki kızları alıp gitmek istediğimizi söyledi. Biradan dolayı kafam da yavaş yavaş hoş olmaya başlamış olacak ki yanımdaki kahverengi saçlı kızı istemeyip sarışın kızı istemeye başladım bir an. Sonra nerede olduğumu ve ne durumda olduğumuzu birden anlayınca sustum.

Orospu çocuğu Kötü Bakışlı Genç Pezevenk

-“Bu kızları alamazsınız” dedi. Şerefsiz Pezevenk….

 

Babam bana çocukluğumda böyle bir hikaye anlatmıştı. Ne zaman anlattığını tam olarak hatırlayamıyorum ama büyük ihtimalle biz geyik avlamaya gittiğimizde o zaman anlatmıştı. Wisconsin’deki eyalette 51 nolu karakola girip Kuzey Wisconsin’e doğru gidiyorduk. İşte o zaman karla kaplanmış bir cam orman yolunda ilerliyorduk.Her yerde beyaz ve yeşilin tonları hakimdi. Bizim kamyonun içi sıcacıktı. Onun dudakları bu hikayeyi anlatırken siyah sakallı ve parlayan gözleri ile yola bakıyordu…

Bir varmış bir yokmuş, genç, hoş bir kadın varmış. Bir kış vakti kadın evine giderken bir kar yığını içinde bir yılan görmüş.Yılan çok zayıf ve ölmek üzereymiş. Yılan “yardım et” bana diye fısıldayarak yalvarmış.

Yarısı donmuş olan yılanı yerden kaldırıp onu acıyarak okşamaya başlamış. Eve götürmüş. Onu beslemiş. Ve zaman geçtikçe onun eski haline dönmesi için ona yardım etmiş. Bir kaç hafta sonra yılan onun evinde bir odadan bir odaya hızla geçmiş. Bir gün işten sonra kadın eve gelmiş fakat yılanı bulamamış. Yılan salonda ve mutfakta görünmüyormuş. Banyoda ve bodrumda da değilmiş. Kadın omuzlarını silkmiş, umarsızca…Akşam yemeği hazırladıktan sonra yatağına girmiş.

O yatağına girer girmez yılan aniden kadına saldırmış. Yılan kadının yastığının altındaymış. Yılan kadının yüzüne ve gövdesine dişlerini geçirmiş. Kadın oracıkta ölürken yılanın zehiri kadının damarlarında yayılırken kadın yılana bakmış ve ona sormuş: “bunu bana nasıl yaparsın? Seni donmak üzereyken buldum. Evime getirdim. Besledim. Sana baktım?…”

Yılan demiş ki: “Aptal bir kaltaksın. BEN BİR YILANIM.

 

…. Kötü Bakışlı Genç Pezevenk bunu söyledikten sonra her şey değişti.

Kızlar etrafa kaçıştılar. Vücudu kırışıklıklar içinde gri saçlı bir adam ordan çıktı ve o adam garson gibi giyinmişti. Kötü Bakışlı Genç Pezevenk hiç bir şey demedi, sadece başını salladı.

Kırışık Gri Garson dedi ki: Çocuklar sizin hesabınız var ve bunu ödeyeceksiniz.
Biz hiç bir şey içmedik sadece 2 bira içtik.

Kırışık Gri Garson “Bu lavuk kim ya?” Dedi beni göstererek

O benim arkadaşım

Nereli?

Polonya dedim

Ahmet’e bakarak konuşan Kırışıklı Gri Garson istifini bozmadan bana baktı. Sonra onun yüzünün öfkeden kudurmaya başladığını gördüm. Ve o esnada bana sert bir şekilde “Türkçe konuşuyor musun?” diye sordu.

“Biraz”

Vay, benim zengin yabancım. Senin… ödemen… gerekiyor… a.q.*

(*:Amına koyayım: en kötülerden ve en popüler küfürlerden biridir türkçede. Tam olarak sikim dünyanın amına girecek demek. Çok kızdıklarında, sinirlendiklerinde, kime ve neye karşı olursa olsun bu küfürü kullanıyorlar. Bazı erkekler kavga etmek istedikleri zaman karşsındaki kişinin karısına-annesine-kızkardeşine yönelik bu küfrü kullanıyorlar.)

Ahmet kafasını salladı.

-“Sadece 2 bira içtik” dedi. “Kadınlar için buraya geldik. Kadınları arıyorduk. 2 tane kadın sizden almak istiyoruz. Bir sorun değil bizim için. İşte bunun hakkında konuşab…”

“Lanet olsun, benim bir pezevenk mi olduğumu düşünüyorsun?” dedi Kırışık Gri Garson.

-“Burası karı-kız işlerinin döndüğü bir bar değil.Ve sen çok hata yapıyorsun. Biz ne yapacağımıza karar verene kadar siz susmalısınız”

Kırışık Gri Garson düşünmüş numarası yaparak uzaklara baktı baktı ve bize döndü
-“Sizin gibi götlerle ne yapacağımı düşünmem gerekiyor. Tamamdır. Siz sadece içtiklerinizi ve kızların içtiği şampanyaların paralarını ödeyin ve gidin…”

Ahmet en sonunda patladı. “O şampanya değildi, sodaydı! Ve biz hiç sipariş vermedik.”

Kırışıklı Gri Garson bir şey demedi. Sadece Ahmet’e baktı uzun uzun ve tehditkar bir şekilde. Aramızda boşluk vardı. Bu bir gerçek güçtü. Korkutucu bir şekilde Kırışıklı Gri Garson tamamen bizim üzerimizde egemenlik kurdu. Artık bağımlı tatlıcı dükkanında bir çocuk gibi değildim. Kızlar da artık yoktu.

Artık gerçek hükmediyordu bizim hayatımıza. Sakin hissettim kendimi. Bu beni şaşırttı.

Yazar hakkında

Sean David Hobbs 1997'den biri çeşitli zamanlarda Türkiye'de bulunuyor. Şu anda İstanbul'da yazarlık ve gazetecilik yapıyor.

2 Yorum

  1. AYSUN UÇAR söylüyor:

    Sean, hikaye gerçekten çok güzel ve akıcı bir dille anlatılmış. Yaptığın betimlemeler ise yerli yerinde ve abartısız. Başarılar!

    Cevapla

Yorum yazınız

Powered by WordPress | Deadline Theme : An AWESEM design